bilgi@inseracoaching.com

AnasayfaBlogKoçlukDuygularını Bastırdığında Bedenin Ne Söyler? Psikolojik ve Fiziksel Etkileri

Duygularını Bastırdığında Bedenin Ne Söyler? Psikolojik ve Fiziksel Etkileri

Hepimizin hayatında mutlaka duymaya alışık olduğu klasik cümleler vardır.

“Abartma canım, herkesin başına geliyor.”

“Bunda üzülecek ne var?

“Ağlasan ne değişecek şimdi?”

“Hadi gül biraz, suratını asma.”

Nasıl da kendimizi toparlamamızı sağlar ve 

Evet, bu cümleleri duyduğunda içinden “Ama üzgünüm.” “Ama sıkıntım var.” demek gelebilir. Ama çaresizce boyun eğersin. Çünkü dünyaya geldiğimiz andan itibaren kültürümüz bize duygularımızı düzenlemekten çok bastırmayı öğretiyor. Duyguları hissetmemek onları kontrol etmek anlamına geliyor. 

Ama şu soru üzerine düşünmeli biraz: Bastırdığın duygular gerçekten kaybolur mu?

Bastırmayı Nasıl Öğrendik?

Çok erken dönemlerde kökü bulunan bir seçim bu. Henüz küçük bir çocukken ağladığımızda “Ağlama, komşular duyacak” korktuğunda “Erkek adam korkar mı?” sevindiğinde “Fazla sevinme sonra ağlarsın” gibi cümleleri kulağımıza küpe oldu. Duyguları bastırmak toplumsal onay almak için bir zorunluluktu. Birçok ailede duygular açıkça konuşulmaz. Hatta sevgi bile çoğu zaman sevilen yemeklerin hazırlanması, hediye alınması gibi dolaylı yollarla gösterilir.

Ayrıca kültürel kodlarımızda “ayıp”, “el âlem ne der” ve “kendini fazla açma, kullanırlar” gibi kalıplar güçlüdür. Erkekler duygusal yanlarını belli ettiğinde “zayıf”, kadınlar öfkelendiklerinde “şirret” diye etiketlenirler. Erkeklerin öfkesi kararlılık ve güç göstergesi olarak onaylanırken, kadınların öfkesi hoş görülmez. Kadınlar güler yüzlü, anlayışlı ve fedakâr; erkekler güçlü, duyguyu hiçe sayan ve kontrollü olmak zorundaymış gibi yetiştirilir. Bu da duyguların bastırılmasını neredeyse hayatta kalma içgüdüsüyle aynı seviyeye taşır.

Birçok kişi duygularını ifade ettiğinde reddedilmekten, dışlanmaktan ya da eleştirilmekten çekinir. Özellikle aile içinde duygusal ihtiyaçları göz ardı edilen çocuklar zamanla duygularını bastırmayı öğrenir. Çünkü ihtiyaç duyduğu şefkati ve onayı ancak duygularını inkâr ederek elde edebileceğine inandırılmıştır.

Duyguları Bastırmak: Bedenin İçine Gizlenen Saatli Bombalar

Duygular doğal halleriyle yaşanır ve tüketilir. Aslında doğamız gereği hissetmek, olayları değerlendirmek ve buna uygun tepki vermek için programlanmışızdır. Maalesef biz özellikle “olumsuz” etiketi yapıştırdığımız duygularla (kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, korku, utanç) başa çıkmak kolay değildir çünkü üzüntü hariç hepsinin enerjileri oldukça yüksektir. Toplum ve yetiştirilme şeklimiz bize bu duyguların zayıflık olduğunu göstermiştir. “Kızma, ağlama, alınma, güçsüz olma!” denildiği için bastırmak doğru bir tutum gibi gelir.  

Peki ama bastırdığımızda ne olur?

Bastırılan duygular zihinsel olarak unutulmuş sanılsa da bedenin kayıt sisteminde yerini alır. Kalp atışı hızlanır ya da düzensizleşir, nefes sıklaşır, omuzlar kasılır, mide ağrıları çekilir. Zamanla bu fiziksel tepkiler kronikleşebilir: Baş ağrıları, sindirim problemleri, kas ve sırt ağrıları, cilt döküntüleri, hatta otoimmün hastalıklar bile bu bastırmanın bedensel izdüşümleri olarak değerlendirilebilir. Çünkü bastırılan duygu vücudu gereksiz yere alarm halinde tutar.

Nörobilim diyor ki: Duygu bedende hissedilen bir durumdur. Limbik sistemimiz özellikle amigdala, bir tehdit ya da gereksinim algıladığında bedeni hızlıca harekete geçirir. Kalp atışı, hormonlar, kas tonusu saniyeler içinde yükselir. Zihinsel olarak sakin olunduğu düşünülse bile beden bu kaydı çoktan yapmıştır.

İlginç olan; bastırılan duygular yalnızca fiziksel semptomlara neden olmakla kalmaz, beynin duygu merkezini uyarmaya devam eder. Sürekli bastırılan öfke bir anda kontrolsüz patlamalara; bastırılan korku kaygı bozukluklarına; bastırılan üzüntü kronik depresyona yol açabilir. Beyin bu bastırma sırasında “savunma mekanizmaları” yaratır: inkar, yansıtma, mizah yoluyla maskeleme gibi. Ancak bunlar sorun çözen değil, geçici tampon tedbirlerdir.

Yapılan çalışmalar bastırılan duyguların bağışıklık sistemini zayıflattığını, uyku kalitesini düşürdüğünü, dolayısıyla genel yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini gösteriyor. Yani mesele yalnızca “yok say, unut gitsin” olamaz. Bastırılan her duygu bedenin ve zihnin farklı köşelerinde yaşamaya devam eder.

Psikolojik yansıtma yaşanamayan duyguları başkalarına yansıtmaktır. Eleştirilmeye alışık biri başkalarını acımasızca yargılayabilir. Kıskançlığını saklayan kişi partnerinden yeterince ilgi görmediğinden yakınabilir.

Freud’un da belirttiği gibi içte olan dışa yansır. Bastırılan duygular bilinçaltında nefes almaya devam eder ve davranışlarımıza yansır.

İlişkilerimizde Neden Patlamalar Oluyor?

Bastırılan duygular özellikle yakın ilişkilerde yoğun şekilde gösterir kendini. Çünkü yakınlık maskelerin düşmesine sebep olur. Kırgınlığın, üzüntünün, korkunun dile dökülemediği her an kişinin iç dünyasında biriktiğini görürüz. Bir bakarız ki, minik bir tatsızlık bile öfke fırtınasına dönüşüvermiş.

Aslında partnerine “Neden her akşam benden uzak kalacak bahaneler buluyorsun?” diye soramayıp, bunun yerine alaycı şakalar yaptığımızda özlemimizi ifade edememişizdir. Özlemimizi saklamak zorunda kalınca öfke patlamalarıyla sorun haline gelecek iletişim şekillerini kullanırız. Bu baskılamalar uzun vadede ilişkilerimizi zedeler.

Duygularımızla Tekrar Buluşmak Mümkün

Duyguları doğrudan, çarpıtmadan, saklamadan yaşamak mümkün. Elbette kolay değil çünkü alışkın olmadığımız bir davranış şeklidir. Duygularımızı gösterdiğimizde savunmasız kalacağımızdan korkarız. Korkunun üstüne gitmek ise cesaret ister. Duyguyla kalmak bedendeki çarpıntıyı, sıkışmayı hissetmek, gözyaşını dökmek cesaret ister. Çünkü her adımda içimizdeki daha derin katmanlara ineriz. Orada gerçek üzüntü, gerçek özlem, gerçek kaygı yatar. Onlarla karşılaştığımızda o güne kadar kurduğumuz yapay benliğimizle yüzleşmek zorunda kalırız.

Ama başarırsak kendimizle barışma ihtimali doğar.

Duygularını tanıyıp zayıflığıyla, çaresizliğiyle, zor yanlarıyla kendini kabul edebilen insan karşısındakiyle daha samimi, şeffaf ve dengeli bir iletişim kurar. Suçlamak yerine anlayış gösterir, manipülatif değil, açık olur.

Duygularıyla barışık birey partneriyle, çocuğuyla, arkadaşlarıyla daha sağlıklı ilişkiler kurar. Çünkü duygusal yansıtma azalır, çatışmaktansa ihtiyaçları duymayı ve gerektiği kadarını karşılamayı öğrenir. 

Kaçmayın, Kucaklayın

Duygular hayatın navigasyon cihazı gibidir. Hissetmekten korkmaya gerek yok. Bastırılan şey bir gün köşede pusuya yatmış kedi gibi karşına çıkıverir.

Boş verin genel geçer doğruları, büyük laflar da etmeyin; “ben asla ağlamam” demeyin. Bırakın gözyaşlarınız yanaklarınızdan aşağı süzülsün. Herkes ağladığınızı görebilir. Ne sakıncası var?

Belki de şu an yazıyı okurken bile içinizde kıpırdayan bir şey var. Bakın bakalım neye dair?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir