bilgi@inseracoaching.com

AnasayfaBlogKoçlukKarar Alma Psikolojisi: Seçmenin Sanatı, Vazgeçmenin Korkusu

Karar Alma Psikolojisi: Seçmenin Sanatı, Vazgeçmenin Korkusu

Hayat bazen hızlı, bazen keyifli bir kahvaltı menüsü gibi: “Çay mı kahve mi? Simit mi kruvasan mı?”

Hızlıca aldığımız kararlar bunlar. Ama bazen de menü hiç bitmeyen, uluslararası bir açık büfe şölenine dönüşüyor. Her büfeye uğrayışımız yeni bir seçime zorluyor. Seçeneklerin artması içinden çıkılmaz bir matematik problemi gibi hissettiriyor.

Karar Almak Neden Bu Kadar Zor?

Karar almak aslında tahmin ettiğimiz kadar bilinçli bir sürecin sonucu değil. Beynimiz çoğunlukla geçmiş deneyimler, öğrenilmiş kalıplar ve bilinçaltı kısa yollarla bizi yönlendiriyor. Market rafında o yıllardır aldığın yoğurt markasını seçim kararının ardında kocaman bir Sistem 1 var: hızlı, otomatik, düşünmeden çalışan mekanizma. Daniel Kahneman’ın meşhur ‘Hızlı ve Yavaş Düşünme’ kitabındaki ayrım tam da burada fark yaratıyor.

Hayatın büyük kararları geldiğinde iş değişiyor. Evlenmeli miyim? Yeni işe başlamalı mıyım? Taşınsam mı? Bu sorularda beynimizin Sistem 2’si devreye giriyor. Düşünüyoruz, hesaplıyoruz, artı-eksi listeleri yapıyoruz, danışıyoruz. Ama gel gör ki, bu titizlik daha fazla çıkmaza sürükleyebiliyor bizi. Çünkü fazla düşünmek her zaman iyi düşünmekle eş anlama gelmiyor.

Kayıptan Kaçınma ve Karar Yorgunluğu

İtiraf edelim! Karar almayı çoğu zaman bir kangren haline getiriyoruz. Kararsızlık seçeneğin çokluğundan çok, seçtiğimizde vazgeçmek istemediklerimizden doğuyor. Buna ‘kayıptan kaçınma’ diyor bilim.

Psikologlar diyor ki: 100 lira kaybetmenin acısı 100 lira kazanmanın sevincinden daha fazla hissediliyor. Bu sebeple yanlış karar verme korkusu çoğumuzu kararsızlığa sevk ediyor. Statüko yanlılığı da deniyor buna.

Hadi samimi olalım: Hiç mi ‘Netflix’te ne izlesem?’ sorusundan dolayı bir filme başlayamadın? Orada bile seçeneklerin fazlalığı yüzünden kararsızlık yaşıyoruz. Modern dünyanın hediyesi: Tercih paradoksu. Seçenek çoksa karar almak zor çünkü hangisini seçersek seçelim, diğerlerinden vazgeçmiş olmanın pişmanlığı bizi yiyor.

Oysa beynimiz sınırlı seçeneklerde yorulmuyor. Bu yüzden işi çözmüş insanlar alışverişte önce renk sonra fiyat aralığını daraltıyor; sabahları gardırop karşısında fazla oyalanmamak için belli başlı kombinleri önceden belirliyor. Karar yorgunluğunu yönetmek bir beceri haline geldi. Büyük kararları sabah erken saatlerde almak uygulanan bir başka akıllıca strateji. Zihnimiz günün ilk saatlerinde daha sağlıklı çalışıyor.

Sezgiler, Çevre ve Onay Yanlılığı

Karar alma sürecinde sezgiler önemli rol oynuyor. İç ses dediğimiz sezgi aslında yılların birikimiyle şekillenmiş tecrübelerimizin bilinçaltında yatan hızlı algoritmaları. Elbette sezgiler mucizevi değildir, bazen sistematik zararlara yol açabilir. Özellikle de onay yanlılığı devreye girdiğinde. Yani zaten inanmak istediğimiz şeye kanıt arama ihtiyacımız. ‘Bu iş bana göre mi?’ diye sorduğumuzda işin olumsuz yanlarını yok sayma eğilimi de bu ihtiyaçtan.

Üstelik her karar sürecinde sosyal çevremiz de kafamızı karıştırmakta ustadır. Ailemizin, arkadaşlarımızın, patronumuzun düşünceleri… Hepsinin inanarak söylediği ama bizim zaten karmakarışık olan aklımıza netleştirmek yerine yakıt döken yorumları. Empati boşluğu denilen tuzak yüzünden kararlarımızda daha da bocalıyoruz. Başkasının durumunu onun gözlüklerinde bakmadığımız için anlayamıyoruz. “Bu kadar da büyütme canım,” diyor, bizim gibi düşünmediğine şaşırıyoruz. Ta ki aynı durumu biz yaşayana kadar. Davulun sesi uzaktan hoş duyulur.

Mükemmel Karar Var Mı?

Çözüm nedir? Mükemmel karar mümkün mü? Hayır.

Ama yeterince iyi karar var. “Yeterince iyi, yeterince iyidir.” Bu prensip karar alma sürecini mükemmeliyetçi kişilikten kurtarıyor. Çünkü mükemmeli beklemek çoğu zaman karar almamanın kibar adıdır. Hangi kararı verirsen ver, bir yerden sonra sorumluluğu almak zorundasın.

Bir adam, yere çizilmiş dev bir beyin şeklindeki labirentin içinde yürürken; karar verme sürecindeki zihinsel karmaşayı ve bilinçaltının labirentvari yapısını simgeliyor.

Analitik düşünce ve sentez düşünce arasındaki dengeyi kurmak gereklidir. Her şeyi parçalara ayırmak (analiz) kontrol hissi verse de bütünü görmek (sentez) bizi sağlıklı bir karara ulaştırır.  Aksi halde ayrıntılarda kayboluruz. Özellikle önemli kararlar öncesinde olaylara biraz dışarıdan bakabilmek, öznel bakış açısından arındırır kişiyi. Kendine üçüncü tekil şahıs gibi hitap etmek de yardımcı bir yöntem olabilir: “Yıldız, sen bu durumda ne yapardın?” diye sormak duygusal yükten kurtarabilir.

Karar Verirken Duyguların Gücü

Ve tabii ki duygular… Karar verirken duygularımızdan vazgeçemeyiz. Onları yok saymak doğru olmaz. Önemli olan, farkındalıktır. Endişe duygusu çoğu zaman düşük riskli seçeneklere yönlendirir bizi; üzgünken daha riskli kararlar eğilimimiz olur. Bu yüzden duygusal halimizi kabul etmek kararımızın doğruluğunu etkiler.

Karar vermenin matematiği var mıdır? Evet, vardır. Olasılık hesapları, beklenen değer hesapları, risk-getiri analizleri… Ama hayır, istediğimiz ölçüde işe yaramaz. Çünkü insan sadece mantıkla değil, duygularla da karar verir. Piyango bileti almak gibi: Kazanma olasılığı neredeyse sıfır ama hayal kurmaktan vazgeçer miyiz?

Stres ise karar alma sürecini en çok sabote eden unsurlardan biridir. Kısa süreli stres odaklanma açısından sağlıklıdır. Ama kronik stres altında beyin performansı düşer. İronik olan ise tam da büyük kararlar alırken genellikle en stresli halde oluşumuzdur.

Bilişsel nörobilim araştırmaları karar alma süreçlerinde beynin ön lob (prefrontal korteks) bölgesinin aktif olduğunu ve dikkat, planlama, dürtü kontrolü gibi yüksek bilişsel becerilerin devrede olduğunu söylüyor. Aynı anda hafızanın devreye girmesi ve sezgisel mekanizmalarla bu bilgilerin harmanlanması karar alma sürecini hem karmaşık hem de benzersiz kılıyor.

Sonuçta karar almak yalnızca bir tercih yapmak değildir. O tercihin sonucuna razı gelmeyi de kabullenmektir. Bazen doğru karar sadece ‘karar vermiş olmak’la mümkündür. Hayat sürekli bir kararlar zincirinden oluşuyor. Ve o zincir her halkasında biraz sezgi, biraz analiz, biraz da cesaret içerir.

Unutma: En mükemmel karar bile onu uygulayacak cesaret olmadan çözüm getirmez. Karar almak bir cesaret eylemidir. Konfor alanından çıkıp sonucu sahiplenmeyi göze almaktır. Sonrasında ise yapılacak şey, yeni kararları almak için önce seçim yapmaktır. Çünkü hayat sürekli karar almayı bekleyen küçük ve büyük çaplı sürprizlerle dolu o dev açık büfe gibi önümüzde dikilecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir