bilgi@inseracoaching.com

AnasayfaBlogKoçlukHayatlara Dokunmak Ne Demek? Bilinçli ve Pozitif İz Bırakmanın Önemi

Hayatlara Dokunmak Ne Demek? Bilinçli ve Pozitif İz Bırakmanın Önemi

“Siz az önce hayatıma dokundunuz hocam…”
Bu cümleyi bir danışanım az önce telefonda söyledi. Durup düşündüm. Ne büyük bir hediye bu söz. Ne büyük bir sorumluluk…Bir o kadarda besleyici aslında…” İşe yaramak”, “katkı sunmak”, “fayda yaratmak”, ”paylaşmak”…

Hayata Dokunmak Ne Demek?

Hayata dokunmak çoğu zaman büyük eylemlerle anılır: Bir hastalığı iyileştirmek, bir yoksula yardım eli uzatmak, bir çocuğun hayatını kurtarmak… Ama gerçekte, çoğu zaman farkına bile varmadan birbirimizin hayatına dokunuruz.

Matematikten nefret etmemize neden olan öğretmenimiz de hayatımıza dokunmuştur.

Kedilerden korkmamıza neden olan bir ebeveyn, farkında olmadan bizi şekillendirmiştir.

Yolda gülümseyen bir yabancı, kötü geçen bir günü aydınlatabilir.

Sevdiğimiz ve sevmediğimiz pek çok şeyin arkasında bir “dokunucu” vardır. Ömür boyunca yapmadığımız ve yapmayacağımız şeylerin arkasındaki imza…Öyle bir imza ki çoğu zaman atan tarafından fark edilmeyen ancak, muhatabı tarafından hissedilen…

İşte bu yüzden, hayata dokunmak büyük bir kavramdır ama aslında her gün yaşanan sıradan temaslarda gizlidir. Bu temaslar ki bir yaşamı şekillendirir, durdurur, alınacak kaynaklara dayanaktır ama çoğu kez bilmeyiz.

Koçlukta İz Bırakmanın Gücü

Koçluk insanın iç yolculuğuna eşlik etmektir. Her dinleme, her soru, her sessizlik bilinçli bir iz bırakma niyetiyle kurulur.

Benim mesleğimde –koçlukta– bu “dokunuş” bilinçlidir. Her sorumda, her sessizlikte, her dinleyişte bir iz bırakmayı amaçlarım. Bunu yaparken kimseyi yönlendirmem, sadece aynayı tutarım. Söylediklerini ona tekrar eder, duymasını sağlarım. Öyle bir şey söylerim ki “aydınlandım “der…

Ve bazen biri der ki:
“Hayatım değişti.”

Ne büyük mutluluk… Ne büyük sorumluluk…

Bu benim açımdan mesleki bir sorumluluk olsa da günlük hayatımızda o kadar çok örneği vardır ki, sorumlu olduğumuzu bilmediğimiz…

Albert Einstein‘ı tanımamızı annesine borçlu oluğumuzu bilenleriniz vardır. Pauline Einstein olmasaydı dünya Einstein’ı tanıyor olmayacaktı. Albert Einstein ilkokuldayken öğretmeni annesine vermesi için onunla eve bir mektup gönderdi. Albert daha okumayı sökememişti, bu yüzden annesinden mektubu kendisine okumasını istedi. Oğluna mektubu okurken annesinin gözlerinden yaşlar döküldü. Annesi mektupta, Albert’a çok zeki olduğu için okuldaki öğretmenlerin yetersiz kaldığını, kendisinin ya başka bir okula gönderilmesi gerektiğini, ya da evde özel olarak eğitilmesi gerektiğini, yazdığını söyledi. Ona “sen dünyayı değiştirebilecek kadar çok zekisin ve farklısın” dedi. Bu yaklaşım dürüst görünmeyebilir ancak Albert’in hayatında çok büyük bir etki yaratmıştır.

Hayatlara Dokunmanın Bilimsel Temeli Var mı?

Hayatlara dokunmak bazen bir içgörüyle, bazen bilimsel bir bakışla pekişir. İşte bunun güçlü örnekleri…

➤ Fred Rogers (Mr. Rogers)

Amerikan televizyonlarının en sevilen isimlerinden biri olan Fred Rogers, sadece çocuklara değil yetişkinlere de şefkatli bir dille konuştu. Basit kelimelerle, ekran başındaki milyonlarca çocuğa şunu fısıldadı: “Olduğun gibi seviliyorsun.”
Oysa yaptığı tek şey şefkatle görünmek ve yargılamadan dinlemekti.

İnsan ne ister ki, koşulsuz sevgi ve odaklı ilgi. Şefkatli liderlik etmek bundan başka ne olabilir. Böyle liderlerle karşılaşmak bir kişinin hayatına dokunmak, onun hayatı için pozitif etki yaratmak değil midir? Böyle insanları unutamaz ve  hep yanlarında olmak istemez miyiz?

Peki bu özellik doğal mıdır, sonradan edinilemez midir? Aslında bu en azından bilinçli bir iletişim ile bile iyileştirilebilecek bir konudur.

Belki küçük bir adım için ilk gereken farkındalıktır. Çevremle kuruduğum iletişimde ne kadar anlamaya odaklıyım, ne kadar yargısız dinliyorum? Soruları şahane bir başlangıç olabilir.

 Viktor Frankl

Nazi kamplarında hayatta kalmayı başaran psikiyatrist Frankl, “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabıyla milyonların hayatına dokundu. Kendisini esir eden koşullarda bile insan ruhunun umutla var olabileceğini anlattı. Çünkü biliyordu:
“İnsan, her durumda bir tavır alma özgürlüğüne sahiptir.”
Onun sözleri, yalnızca terapi odalarına değil, hayat yolculuklarına da dokundu.İnsanlarınhayatına dokunmak için elbette V. Frankl gibi zorlu bir deneyimden geçmeye gerek yok ancak farkındalıkla yürütülen bir iletişim, koçluk seanslarında yapılan da bundan farklı değil aslında.

 Oprah Winfrey

Çocukken yoksulluk ve istismara maruz kalan Oprah, televizyon ekranlarında milyonlarla buluştuğunda onları yalnızca eğlendirmedi; kendi yaralarını anlatarak başkalarına iyileşme umudu verdi. Bugün birçok insan, onun cesaretiyle kendi yolculuğuna başladı.

İnsana dokunmak ilham olmakla da mümkündür. Bunu biri yaptıysa ben de yapabilirim umudunu verebilmek kadar değerli başka ne olabilir. Hayatlarda iz bırakmak çok da abartılacak ve üstten bir tutumla gösterilecek bir şey değil. Birinin hayatına dokunmak sihirli bir değnekle değil, kendi deneyim ve öğrendiklerimizi ortaya koymakla da mümkün.

Bir düşünsek bugüne kadar kimlere ilham kimlere umut olduk acaba?

Diana Nyad

64 Yaşında Bir Hayale Dokunmak

Diana Nyad, tam 64 yaşındayken, Küba’dan Florida’ya kesintisiz yüzerek geçen ilk insan oldu.

Tam 177 km süren bu yüzme, 53 saat sürdü. Ne köpek balıkları, ne denizanası sokmaları, ne de dev dalgalar onu durdurabildi. Âmâ bu başarıyı ilk denemesinde elde etmedi…

5. denemesinde başardı. Daha önceki 4 denemesi, sağlık sorunları ya da doğa koşulları nedeniyle yarım kalmıştı. Ama vazgeçmedi.

Yarışı tamamladıktan sonra kıyıya çıktığında şu üç şeyi söyledi:

“Bir: Asla vazgeçmeyin.

İki: Hiçbir zaman yaşlı değilsiniz.

Üç: Tek başınıza başaramazsınız; ekibinize teşekkür edin.”

Diana Nyad, sadece yüzerek okyanusu geçmedi; bir neslin hayallerine dokundu.

Yaş, beden, engel ya da zamanın geçmesi… Bunların hiçbirinin, hayata yeniden dokunmak ve başkalarına umut olmak için engel olmadığını gösterdi.

Ahşap zeminde duran modern bir koltuğun üzerine krem rengi bir battaniye örtülmüş; arka planda dev bir duvar saati, boş çerçeveler ve beyaz kitaplarla dolu minimalist bir raf yer alıyor. Odaya büyük bir pencereden yumuşak gün ışığı süzülüyor.

Hayatlara Dokunmak Bir Ayrıcalıktır

İnsana dokunmak; sadece fiziksel bir temastan ibaret değildir.
Bir cümleyle, bir bakışla, bir soruyla, bazen sadece bir varoluşla dokunuruz. Birinin varoluşuna dokunmak için önemsemek, değerli görmek ve onun için emek harcamak için gönüllü olmak gerekir. Elbette bunları pozitif etki bırakmak bakış açısıyla ele aldık. Maalesef negatif tarafları da oldukça fazla ancak bizim seçimimiz pozitif etki bırakmak 

Birini yargılamak mı, yoksa onu anlamaya çalışmak mı?
Kırmak mı, yoksa onarmak mı?
Kaçmak mı, yoksa kalmak mı?

Tüm bu tercihler, nasıl bir iz bırakacağımızı belirler.

Hepimiz İz Bırakıyoruz: Peki Nasıl Bir İz?

Her gün, bilinçli ya da bilinçsiz, insanların ruhlarında bir şey bırakıyoruz.
Çocuklarımız, dostlarımız, iş arkadaşlarımız, komşularımız…

Öyleyse kendimize soralım:
🔹 Bugün kimin hayatına nasıl dokundum?
🔹 Varlığım, karşımdaki insana nasıl bir his verdi?
🔹 Benimle konuşmak, birinin yükünü biraz olsun hafifletti mi?

Daha Ne İster İnsan?

Ben bir koçum. Yaptığım işin merkezinde anlamak, yansıtmak, destek olmak var. Ve biri bana “Siz hayatıma dokundunuz hocam” dediğinde… Biliyorum ki bu bir sonuç değil; bir yolculuğun başlangıcıdır.

Hayatlara pozitif dokunmak bir ayrıcalıktır.
Ve bu ayrıcalığı her birimiz, her gün, her yerde kullanabiliriz.

Daha ne ister insan…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir